SON DAKİKA

Murat Yeşildere

Murat Yeşildere

murat.yesildere@platinonline.com

Nobel’e 'kadın’ damgası!

Covid-19 sayesinde bu sene hepimiz, bilim ve özellikle tıp konusunda bilgimizi artırdık. Böyle bir senede Nobel Ödülleri de her zaman olduğundan daha fazla ilgi çekti. 2020 yılı Nobel Kimya Ödülü’nün kazananları Max Planck Enstitüsü’nden Emmaneulle Charpentier ve Kaliforniya Üniversitesi’nden (Berkeley) Jennifer Doudna oldu. Peki; dünyanın iki ucunda, Berlin ve San Fransisco’da, birbirinden 8 bin kilometre uzakta yaşayan, çalışan ve bilim dünyasına katkı sağlayan bu iki akademisyen nerede, nasıl ve niye bir araya gelmişlerdi? Fransız bilim insanı Charpentier, Amerikalı biyokimyager Jennifer Doudna ile Porto Riko’da bir kafede tanıştığında İsveç’in Umea Üniversitesi’nde çalışıyormuş. Yaklaşık 10 yıl önce 2011 yılında, bilimsel bir konferans için geldikleri Porto Riko’nun San Juan şehrinde, serbest zamanları dahilinde dolaşırken yollarının kesiştiği bir kafede Nobel Kimya Ödülü’ne gidecek iş birliğinin ilk temelleri atıldı. Ve sadece sekiz yıl sonra bilim dünyasında çığır açan ortak çalışmaları Nobel Ödülü'ne layık görüldü. 

KARİYER YOLLARI VE TERCİHLERİ FARKLILIK GÖSTERİYOR

56 yaşındaki Profesör Jennifer Doudna, 2002 yılından bu yana Kaliforniya Üniversitesi’nde biyokimya alanında çalışmalarını sürdürüyor. 51 yaşındaki Emmanuelle Charpentier ise 2013 yılında Max Planck Enstitüsü’ne ulaşmadan önce, Paris’de Pastör Enstitüsü’nde tamamladığı doktorasının ardından beş ülkede sekiz farklı kurumda görev yapmış. Başka bir deyişle kariyer yolları ve tercihleri de birbirlerinden oldukça farklı olmuş. Ancak iki akademisyenin ortak bir özelliği var; o da her iki bilim insanının çevrelerine gösterdikleri ilgi ve meslektaşlarına verdikleri zaman ile destek sonucu, tanıyanlar arasında ‘popüler’ bilim insanları olarak tanınması. 

CRISPR/CAS9 GENOM DÜZENLEME TEKNOLOJİSİ

İki akademisyen, Nobel Bilim Ödülü’nü alarak tarihe isimlerini yazdırırken; 10 milyon İsveç Kronu (Yaklaşık 9 milyon Türk Lirası… Bakın şu işe hâlâ Türk Lirası’nın gerisinde kalan ülkeler de var. Boşuna demiyorlar, “Kuzey Avrupa ekonomileri batıyor” diye!) tutarında ödülün de sahibi oldular. 
Ödül aldıkları çalışmalarının temelinde, bakterilerin enfeksiyona karşı kendilerini koruması amacıyla hayvanların, bitkilerin, mikroorganizmaların DNA’larında değişiklik yaparak yarattıkları ‘Crispr/Cas9’ genom düzenleme teknolojisi var. 

Bilim otoritelerince devrim niteliğinde görülen bu teknolojinin, kanser ve kalıtsal hastalıkların tedavisinde büyük katkı sağlaması bekleniyor. 

NOBEM KİMYA ÖDÜLÜ'NE LAYIK GÖRÜLEN ALTINCI VE YEDİNCİ KADIN

Bu köşeyi takip edenler, iki bilim kadınının başarısını sadece kariyer hikayeleri sebebiyle paylaşmayacağımı tahmin edeceklerdir. Nobel Ödülleri'nin dağıtımına başlanan 1901 yılından bu yana yani neredeyse 120 yıldır, ilk kez iki kadın Nobel Ödülü’ne hak kazanıyor. Başka bir deyişle ilk kez içinde erkek olmayan bir grup, Nobel Ödülü’ne layık görülüyor. “Eh, ne var bunda?” diyenleri duyar gibiyim. Mecburen söyletiyorsunuz bana kötüyü: Charpentier ve Doudna, yaklaşık 120 yıldır Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülen altıncı ve yedinci kadın. (Nobel Kimya Ödülleri’nde bugüne kadar 186 kişiye ödül verilmiş!) Merak edenler için birkaç tane de eğlencelik bilgi paylaşalım… Bugüne kadar Nobel Ödülleri altı farklı kategoride 603 kez verilmiş; ortak çalışmalar da ödüle hak kazandığı için 934 birey ve 28 kurum (toplam 962) ödül almış. Verilen 934 bireysel Nobel Ödülü’nün sadece 53’ü, 52 kadına verilmiş. (Marie Curie ayrı senelerde hem fizik hem de kimya ödülünü aldı.) İşte bu yüzden Charpentier ve Doudna’nın aldığı ödülleri bir kez daha gönülden alkışlayalım!