SON DAKİKA

Abdula: Hipernormal düzende yayıncılık nereye gidiyor?

Dergi Haberleri

Futurebright Araştırma ve Danışmanlık Kurucusu Akan Abdula, önümüzdeki dönemde teknoloji ile beraber yayıncılığın nasıl ilerleyeceğini Platin ile paylaştı

Teknolojik gelişmeler, yayıncılık dünyasını sert bir şekilde etkiledi. Önceden yayıncı-okuyucu arasında tek yönlü bir ilişki vardı. Yayıncı ne verirse okuyucu onu alırdı. Teknolojiyle beraber, yayıncının kendisine verdikleriyle yetinen okuyucu, aktif konuma geçerek söz sahibi olmaya başladı. Teknolojinin sağladığı imkanlarla farklı mecralarda ona sunulanlara geri dönüşler vererek yayıncıyla karşılıklı bir iletişim içine girdi. Kurulan bu interaktif dünya sayesinde okuyucunun beklentileri, yayıncının sunduklarını şekillendirmeye başladı. Üstüne üstlük, elinde telefonu olan herkes gündem yaratma ve fikirlerini paylaşma gücüne kavuştu. Herhangi başka bir platforma ihtiyaç duymadan dahi herkes, yalnızca cebindeki telefon sayesinde birer yayıncı haline geldi. Yayıncılık artık daha çok dijital dünyada kendine yer bulmaya başladı. Twitter, Facebook ve Instagram mecralarının yayıncılıkta edindikleri yer artık hiçbirimize şaşırtıcı gelmiyor. Asıl etkileyici olan artık dijital dünyadaki sınırların da giderek yok olması, her an alternatif alanların türeyebilmesi... Örneğin, hayatımızda ciddi bir yer edinmiş olan WhatsApp’ın son dönemlerde yayın abonelik platformu olarak kullanıldığını görüyoruz. İnsanların bireysel olarak çevresindekilere WhatsApp aracılığıyla bilgi aktarmasının yanında, alternatif medya kuruluşları da WhatsApp’ı bir yayın kanalı olarak kullanmaya başladı. Bu, yayıncılığın günümüzde kalıpları nasıl kırdığının en büyük göstergesi. Artık tamamıyla kişiselleştirilmiş yayın platformlarından bahsedebiliyoruz.
 
İÇERİKTE; HAZ, HIZ VE HİS BEKLENİYOR

Teknoloji geliştikçe, tüketicide içerik beklentileri de hızla değişiyor. Yeni tüketicinin değişen davranışına baktığımızda temelde dijital yayından 3H beklediğini görüyoruz: haz, hız ve his. Tüketim toplumunun kuralları ile bezenmiş, internet hızı ve sosyal medya iletişimine doğmuş bu yeni tüketici, içerikten daha fazla haz bekliyor. Bunun mümkünse hemen gerçekleşmesini istiyor. Fakat hızlandıkça da duygular erozyona uğruyor ve artık derinlikli hislerinden uzaklaşıyor. Tüketicinin, kendini düşürdüğü bu girdaba tahammülü yok. 2000 yılında ortalama dikkat aralığı 12 saniye iken, bugün 7 saniyelere kadar düşmüş durumda. Elindekini çok hızlı tüketip bir sonrakine geçme durumu söz konusu. Bir insan günde yaklaşık 40 bin mesaja maruz kalıyor. Bu yüzden çabuk unutuyor. Mecra artık büyük oranda mobile kaymış durumda. Bu durum, içerik tüketimini daha da hızlandırıyor. Artık bir şeyden haberdar olmak için beklemeye tahammülümüz yok. Anlık teyakkuz halindeyiz. 
 
ALGORİTMALAR, BİZİ BİZDEN İYİ TANIYOR

Peki, bu yeni mecralar gerçekte de bir özgürlük ortamı sunuyor mu? Sosyal mecralarda faal olan algoritmalardan dolayı durum bambaşka bir hâl almaya başladı. Bizim ne görüp ne görmediğimize ne düşünüp ne düşünmeyeceğimize algoritmaların karar verdiği, insanın özgür iradesinin nerede başlayıp nerede bittiğinin muğlaklaştığı bir hiper-normalleştirme dünyasında kendimizi bulmuş durumdayız. Davranışlarımız kaydediliyor, analiz ediliyor ve hoşlanacağımız içerikleri tahmin eden algoritmalar, biz ve bize benzeyenlerden oluşan bir gerçekliği, sanki tek gerçekmiş gibi önümüze seriyor. Artık, algoritmaların bizi bizden iyi tanıdığı, gerçeği olduğu gibi değil, olduğumuz gibi anlamlandırdığımız, kendi yankı odalarımızda yaşıyoruz. Artık tüketici içeriğe ulaşmıyor, algoritma neleri ulaştıracağına karar veriyor. Ve tüketici bu içerikleri oldukları gibi değil, kendi olduğu gibi tüketiyor. Peki, ne yapmalıyız? Bu yayıncılığın yeni şartlarında, kaybettiğimiz cevapları ışıkların altında değil, cesurca her yerde aramalı ve daha çok soru sormalıyız. Multidisipliner düşünmeli, farklı disiplinlerden gelen metodolojilerle, tükettiğimiz içeriklerin anlamları hakkında bilgiye ulaştığımıza emin olmalı ve kendi düşünce algoritmalarımızı oluşturmalıyız.