SON DAKİKA

Macera dolu Amerika

Dergi Haberleri

Dünyanın en çok altın rezervine sahip ülkesi Amerika’nın bu unvanı alması kolay olmadı. Altın hücumları ve siyasi hamlelerle şekillenen Amerika’nın altın geçmişi, bugünün uluslararası ekonomisini de etkiliyor. Amerika, macera dolu altın serüveniyle karşınızda...

Amerika Birleşik Devletleri'nde altın ilk kez 1799 yılında Kuzey Carolina'da keşfedildi. Altın daha sonra California’da, bir marangoz tarafından bulundu. Bu topraklarda altının varlığı yaklaşık 300 bin define avcısını buraya çekti ve Amerika tarihinde en etkili olaylardan olan ‘altın hücumları’ en yüksek seviyesine ulaştı. Yurt içinden ve yurt dışından zengin olma hayalleri ile California’ya akın eden maceracılar, yerli halkı büyük bir göçe zorladı. Böylece çok sayıda yeni şehir ve kasaba inşa edildi.

ALTIN STANDARDI 

19'uncu yüzyılın ilk çeyreğinde ilk kez İngiltere’de ortaya çıkan 'Altın Standardı Sistemi'; ülkelerin, kendi paralarını belirli bir ağırlıkta saf altın olarak tanımlaması’olarak açıklanıyor. Sistem, 1900’lü yıllarda globalde büyük ölçüde kabul gördü.  1'inci Dünya Savaşı’ndan sonra 'Altın Standardı Sistemi' terk edilmeye başlandı. Ancak. Amerika; doları altına endekslemeye devam etti. Bu uygulama ile Amerikan doları, dünya parası konumuna gelmeye başladı. 

“ABD REZERVLERİNİN YÜZDE 75’İNİ ALTIN CİNSİNDEN TUTUYOR”

1946 yılında Bretton Woods Sistemi ile, altına dönüştürülebilen tek para biriminin dolar olmasına, diğer para birimlerinin değerlerinin de dolara göre ayarlanmasına karar verildi. Amerika altın rezervlerinin büyük bir kısmı bu sistem sayesinde oluştu. Ağustos 1971’de ABD, Bretton Woods Sistemi’nden çıktığında dünyadaki altının yüzde 90 ila 95’i arasında bir oranın ABD’de bulunduğunun söylendiğine değinen Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bugün de ABD, rezervlerinin yüzde 75’ini altın cinsinden tutuyor. FED sistemi diğer ülkelerin fiziki altın rezervlerine de ev sahipliği yapıyor. Örneğin, dünyada ikinci büyük rezerve sahip olan Almanya bunun yarısına yakınını ABD’de tutuyor. Maden bakımından da ABD dördüncü sırada yer alıyor. ABD açısından altın değer kazanınca, hem rezervleri hem de madenleri değerleniyor.”

ABD'NİN YENİ DÖNEM KORUMACI TUTUMLARI VE SONUÇLARI 

Amerika ekonomisinde önemli bir yer tutan altın, bugün hala ülke için oldukça önemli bir yatırım olarak görülüyor. Ancak ülkenin uyguladığı korumacı ekonomik politikalar, Amerika’nın geleceğinde önemli rol oynayacak. Amerikan doları üzerinden yatırım yapan ve rezerv bulunduran; bu noktada global anlamda ekonominin ‘dolarizasyon’unu gerçekleştiren ülkeler, izledikleri politikaları değiştirip altına yönelebilirler. Amerikan doları cinsinden rezerv tutmaktan kaçacak ülkeler için altının güvenilir bir liman olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, yaşanabilecek gelişmeleri şu şekilde açıklıyor: “Daha önce Rusya ve Çin’in, ‘Ticaret Savaşları’ tırmanırsa yapabileceğini söylediği gibi, bu ülkelerin ellerindeki ABD tahvillerini altına çevirmeleri, altının fiyatını yukarı yönde etkilerken, hem bu tahvillerin fiyatlarını, hem de küresel piyasaları olumsuz etkileyecek. Bu da ABD dolarının değerini düşürecek. Bu değer kaybının ABD açısından yönetilmesi gereken olumlu ve olumsuz sonuçları olur.”

Bretton Woods döneminden kalan stokları nedeniyle dünyanın en büyük altın rezervine sahip ülkesi konumunda olan Amerika, altın fiyatlarını manipüle etmek üzerine herhangi bir müdahalede bulunmuyor. Çünkü altın; merkez bankaları, hedge fonlar, ETF’ler, üreticiler ve küçük yatırımcılardan oluşan büyük bir yatırımcı kitlesine sahip. Bu yüzden tek bir devlet tarafından manipüle edilmesi oldukça zor… FED’in faizleri düşürmesi neticesinde reel faizlerin düşmesi yani alternatif maliyetin az olmasının altını destekleyeceğini vurgulayan İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Müdürü Şant Manukyan, “Tüm elle tutulur varlıklarda olacağı gibi enflasyonist bir ortam da altın fiyatlarını destekler" diyor.

BRETTON WOODS: DOLARIN ALTINA ENDEKSİ

Global Menkul Değerler Kıdemli Analist Rıdvan Baştürk: "Bretton Woods ile tüm ülkeler paralarının değerini ABD dolarına endekslediler. ABD ise kendi parasını altına endeksledi. 1 ons altın 35 ABD doları olarak kabul ediliyordu. Ulusal paraların ABD doları karşısındaki dalgalanma marjı ise yüzde 1 olarak belirlendi. Ülkeler dış ticaret açığı verdiklerinde öncelikle para politikası ve maliye politikası uygulayacaklar, devalüasyon veya revalüasyon gibi önlemlere ancak istisnai olarak ve IMF’nin izniyle başvuracaklardı. Bu sistem 1960’lardan sonra tıkanmaya başladı. Sebebi ise elinde dolar olan spekülatörlerin ABD Merkez Bankası’na hücum edip altın talep etmesiydi. ABD’nin cari açık vermesi dolarda olumsuz etki meydana getirerek insanların altına yönelmesine sebep oldu. ABD, artan altın talebine yanıt veremez hale geldi ve sistem çöktü. Mevcut global konjonktürde böyle bir sistemin uygulanması mümkün değil. Özellikle, 2008 küresel krizinin ardından, merkez bankaları ekonomi üzerinde aktif rol almaya başladı. Örneğin; ekonomide zayıflık görülmesi durumunda faiz oranları düşürülerek aktiviteler canlandırılıyor. Ekonomide aşırı ısınma varsa faizler yükseltilerek ekonomide soğuma yapılıyor. Ülkeler dönem dönem paralarına değer kaybettirerek ihracat gelirlerini artırma yoluna gidebiliyorlar. Sabit kur rejiminde bu mümkün değildir.” dedi