SON DAKİKA

Salur: Cep telefonları hayatın uzaktan kumandası

Dergi Haberleri

BiTaksi ve Getir Kurucusu Nazım Salur, telefonların artık hayatın uzaktan kumandası haline geldiğini belirterek "Bir dönemde şimdiden verilecek yönlendirme, teşvik ve desteklerle Türkiye olarak önemli bir oyuncu olabilir" dedi

Artık hayatımızdaki her şey için bir cep telefonu uygulaması var. Spor yaparken performansınızı ölçen, yerinizden kalkmadan market alışverişinizi yaptığınız, araç kiraladığınız, taksi çağırdığınız binlerce uygulama. Sanki yüzyıllardır hayatı bu şekilde yaşıyoruz değil mi? Aslında durum böyle gözükse de mobil teknolojilerin günümüzde bulunduğu nokta, Karl Benz’in yaptığı ilk motorlu arabanın icat yıllarına denk. Yani henüz daha çok yeni, çok bakir… 1800’lü yılların sonunda benzinle çalışan ilk otomobil icat edildiğinde dünyayı bu kadar etkileyeceğini kimse tahmin edemezdi. Bugün dünyadaki binek araç sayısının 1 milyarın üzerinde ve akaryakıttan yedek parçasına kadar bu endüstrinin çevresine örülmüş sektörlerle yaratılan ekonominin hacminden bahsetmeye dahi gerek yok. 

Henüz oluşma aşamasında olan mobil teknoloji sektöründe de bu zamanla böyle olacak. Telefonların artık hayatın uzaktan kumandası haline geldiği bir dönemde şimdiden verilecek yönlendirme, teşvik ve desteklerle Türkiye olarak önemli bir oyuncu olabilir, dünyaya birçok güzel global iş modeli sunabiliriz. Ülkemizde bu başarıyı sunabilecek birçok girişimci ve yazılımcı mevcut. Tabii başarılı bir iş kurmak için yalnızca dünyayı takip etmek ve iyi bir fikir bulmak yeterli değil. Doğru zamanda, doğru ekiple ve doğru bütçeyle işe başlanmalı. Teknolojik girişimler, daha önce hiç girilmemiş, keşfedilmemiş bir araziye gözü kapalı dalmayı gerektirdiğinden doğası gereği büyük risk barındırıyor. Bu aynı orta sahadan kaleye şut çekmek gibi… Uzaktan çekilen şutun gol olma olasılığı çok düşük. Ama o goller yıllar boyu unutulmaz. Teknolojik girişimcilik de işte böyle... Belki gol olma olasılığı çok az. Ama gol olunca da seyri çok güzel. Fakat riskli bir şut çektiğini, o şutu çekerken bileceksin. Girişimci başarısız olduysa üzülmemeyi, cesur olmayı ve düştüğü yerden kalkmayı öğrenmeli.

Ürün değil, zaman satıyoruz

İlk ‘teknolojik girişimim’ BiTaksi’yi 6 sene önce kurdum. Aslında bu fikir aklıma 2007 yılında ilk iPhone’umu aldığımda geldi. Fakat o dönem Türkiye’deki akıllı telefon penetrasyonu az ve mevcut GSM sistem altyapısı yetersizdi. Belki o zaman gerçekleştirmeye kalkışsam başarısız olacak bu fikrimi, 2013 yılında ihtiyacı olan şartların artık sağlandığı düşüncesiyle hayata geçirdim. Hem BiTaksi hem de Getir’i kurarken hedefimiz; büyük şehirlerde hepimizin yaşadığı sorunlara çözüm bulmak, insanların hayatını kolaylaştırmak ve bunu en hızlı ve en basit şekilde yapmaktı. Özellikle İstanbul gibi kozmopolit şehirlerde her şeyi zamanla ölçtüğümüz bir çağda aslında ürün değil, zaman satmaya başladık. Yağmur yağdığında sokakta taksi çevirmek için beklemek zorunda kaldıklarında; yalnızca tek bir malzeme almak için markete gitmek yerine o vakti kendileri için değerlendirmek istediklerinde “biz buradayız” demek istedik. 

Şimdi de Şubat ayında faaliyete başlayan Getir ailesinin yeni bebeği GetirYemek’le insanların hayatını kolaylaştırmaya devam ediyoruz. Zaten girişimcilik de bu demek. Uygulamalarımızda fikir ve işleyiş konusunda şanslıydık diyebilirim. İhtiyaçlar ve bunları giderecek iyi fikirler olduğu sürece girişimciliğin toplumu ileri taşıyacak bir meslek olduğuna canıgönülden inanıyorum. Bu noktada, ekipleri doğru kurmak ve farklı alanda kuvvetli, kendi eksiklerini tamamlayacak kişilerle bir ortaklığa gitmek sağlam bir sistem kurmak adına çok kıymetli. Bugün baktığınızda, Türkiye’de her 100 girişimden belki 5 ya da 10’u hayatta kalıyor, biri de çok başarılı oluyor. Başarısız olanlarda ise yeteri kadar yatırım olmaması, piyasanın o işe ihtiyacı, uyumsuz ortaklık yapısı gibi farklı pek çok sorun mevcut. Diğer yandan sektör adına da bir itirafta bulunmak gerek…

Başarı hikayesi peşindeyiz

Start-up ekosisteminde karşılaşılan en önemli zorluk, bu işlere yeterli fonun, yatırımın olmaması. Devlet girişimcilere teşvik sağlıyor ancak maalesef bu yeterli değil. Yetersiz miktarda yatırımla yola çıkan girişimciler de pazarlama, tanıtım gibi önemli konularda çok çekingen ve korkak davranmak zorunda kalıyor. Bu nedenle aslında belki de başarılı olacak birçok girişim hedefine ulaşamıyor. Türkiye’deki teknolojik girişim ekosisteminin yaklaşık 25 yıllık bir mazisi var.  Ancak çok başarılı diyebileceğimiz işler, bir elin parmakları kadar. En başarılı olanların neredeyse hepsi bugün yabancı şirketlere ait. Amazon’u, Apple’ı kuran kişiler, şirketlerini üç sene sonra satmak için kurmadı. Yani onlar zenginlik değil; başarı hikayesi peşindelerdi. Biz de öyleyiz. Başarı hikayesi yazabilmek için ise daha çok fon lazım. Başarılı olanların tekrar ekosisteme yatırım yaparak, elde ettikleri paraların bir kısmını geri döndürmeleri gerekiyor. Bu anlamda "sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekosisteme sahibiz" demek şu aşamada oldukça zor. Sistemin gelişmesi için inandığı projelere girişimcinin istediğinden daha fazla yatırım yapabilen, girişimcinin hayallerini kısıtlayan değil, büyüten yatırımcı profillerinin piyasaya girmesi gerek. Gelecekte ben de bir fon oluşturup yatırımcı olarak bu motivasyonla hareket etmeyi hedefliyorum.