SON DAKİKA

TÜSİAD: Yapısal reformlara odaklanarak yönetebilirsek Türkiye’yi kimse tutamaz

Ekonomi Haberleri

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski, Sermaye piyasaları, vergi, işgücü piyasası, eğitim gibi alanlarda reformların hızla başlaması gerekli. Bu reformlar orta vadeli sonuçlar doğuracak olsa bile kısa vadede güven arttırıcı etki yaratacaktır. Bu doğrultuda atılacak adımlarda ve ekonomi programının yürütülmesinde ekonomi yönetimimizi destekleyeceğiz. dedi.

Kaslowski, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, TÜSİAD’ın yaklaşık yarım yüzyıldır kurucu değerleri olan hür teşebbüs, serbest piyasa ekonomisi ve bunların temelindeki demokratik değerlerden taviz vermeksizin bugünlere ulaştığını söyledi. 

TÜSİAD’ın Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerini, tüzüğünde ve çalışmalarında, her zaman kendine rehber edinmiş bir kuruluş olduğunu ifade eden Kaslowski, “Yarın bu düşüncelerle 19 Mayıs 1919’un 100. yıldönümü vesilesi ile Anıtkabir’i ziyaret edeceğiz, Büyük Önder Atatürk’ün huzurunda olacağız.” diye konuştu.

Kaslowski, TÜSİAD’ın bünyesinde 700’e yakın üyesi ile yaklaşık 4 bin 500 şirketi temsil ettiğini aktararak, bu şirketlerin yaklaşık olarak kamu dışı milli gelirin yarısını oluşturduğunu, kamu ve tarım hariç kayıtlı istihdamın yüzde 50’sini sağladığını, Türkiye’nin dış ticaretinin, yaklaşık yüzde 85’ini TÜSİAD üyelerinin gerçekleştirdiğini kaydetti. 

Asıl hedeflerinin, güçlü bir ekonomi ve küresel rekabet gücü yüksek bir Türkiye olduğunu vurgulayan Kaslowski, dolayısı ile odak konularının iş ve yatırım ortamı, teknoloji, eğitim, sosyal ilerleme, demokrasi, özetle sürdürülebilir kalkınma olduğunu dile getirdi.

Kaslowski, sürdürülebilir kalkınma için dünya ile entegrasyon, makroekonomik istikrar, güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, yüksek demokratik standartlar gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu sorumluluklar devletin. Bunların olduğu ortamda sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak, yatırım ve üretim yapmak ve istihdam yaratmak, verimlilik artışı sağlamak, dijital dönüşümü yakalamak mümkün. Bu sorumluluklar da bizde ve bunun bilincindeyiz. Malum, uzunca bir süredir, seçim ortamı atmosferi içinde hareket ediyoruz. 31 Mart itibariyle, seçimsiz uzun bir dönemi tecrübe edecektik, beklenti böyleydi. Bu yeni döneme, hemen makro dengesizliklerin giderilmesi ve bir dizi yapısal reformun hayata geçirilmesi ile başlanacağını ümit ediyorduk. Bu yeni dönem makroekonomik düzenlemelerin ve yapısal reformların hayata geçirilmesi için uygun bir zemin oluşturuyordu. 

Ancak hepinizin de yakından izlediği gibi yerel seçimler İstanbul’da yenilenecek. Sonuçta seçim ortamı 3 ay daha uzamış olacak. 2017 yılında yüksek büyüdük, 2018 yılında düşük büyüdük, bu sene pozitif bir büyüme elde etmek kolay olmayacak. Hiç şüphesiz bu yavaşlamada bölgesel ve küresel siyasi dinamiklerin etkisi vardır ancak son 2 senede 4 adet seçim gerçekleştiriyor olmamız, reform gündemine ve makro ekonomik konulara odaklanılmasını zorlaştırmıştır. Temenni ediyoruz ki, hukuk düzeninin tam olarak sağlandığı, güvenli bir seçim geçiririz ve 23 Haziran itibarıyla hep birlikte reform gündemine odaklanırız.”

“Dünya olağanüstü bir dalgalanma sürecinden geçiyor”

Kaslowski, Türkiye’de uzunca bir süredir siyasi gelişmeler ve ekonominin konuşulduğunu, ancak küresel arka planda büyük değişimlerin olduğuna işaret ederek, dünyanın olağanüstü bir dalgalanma sürecinden geçtiğini kaydetti. 

Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerini tüzüğünde ve çalışmalarında her zaman kendine rehber edinmiş bir kuruluş olarak TÜSİAD’ın, bu dönemin tüm dünyada daha etkin bir demokrasiye geçişin bir basamağı olduğuna, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin, sosyal kalkınmanın, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin kazanacağına emin olduğunu aktaran Kaslowski, “Başka hiçbir yolu sürdürmek zaten mümkün değildir. Tüm dünyada ve elbette ülkemizde bu geçiş dönemini anlamak ve anlatmakta küresel, bölgesel ve ulusal iş dünyası örgütlerine pek çok rol düşüyor.” dedi. 

Kaslowski, Türkiye’nin son yıllarda terör, darbe teşebbüsü ve dünya tarihinin en yoğun ve hızlı mülteci akımı gibi olağanüstü sorunlarla karşılaştığını ifade ederek, “Son derece karmaşık Suriye konusunda Türkiye’nin mülteciler ve barış konusunda yaptıkları tüm dünyada ülkemize saygınlık kazandırıyor. Bugün, terörle mücadelede, büyük başarılar kazanıldığını gururla görüyoruz. Bu başarı kahraman ordumuzun büyük fedakarlıkları ile elde edildi... Bu vesile ile tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.” diye konuştu. 

Dış politikada zorlu süreçlerin eşiğinde olunduğuna dikkati çeken Kaslowski, şunları kaydetti:

“F-35 beşinci nesil savaş uçakları ve S-400 hava savunma sistemi etrafında yaşadığımız sorunlar, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Bölgesi’ndeki doğal gaz yatakları ile ilgili konular, Suriye meselesinin nasıl sonuçlanacağı, Avrupa Birliği ile geleceğimizin nasıl olacağı konuları karşımızda duruyor. Bu mevzular eninde sonunda diplomasi ile çözülecektir. An itibarıyla bu konular ekonomimize giderek artan bir oranda olumsuz yansıyor. Bu riskleri, başta banka ve finans sektörü olmak kaydıyla, ekonomik reformları hemen gündeme alarak ve etkili şekilde uygulayarak en aza indirebiliriz.”

Kaslowski, dünya bir yandan küreselleşme konusunda ayak sürerken, dijital dönüşüm öncülüğünde hareket eden inovasyon kapasitesinin tüm siyasi polemiklere ve geleneklere aldırmadan ve hiç tahmin edilmeyen bir hız ile yoluna devam ettiğini belirterek, “Bu hız ülke sınırlarını aşıyor, geleneksel yapıları yıkıyor, düzenlemeler bu hızı yönetmekte güçlük çekiyor. Makro dengesizliklere takılı kalan, içe kapanarak mücadeleyi seçen ülkeler, hiç şüpheniz olmasın bu teknolojik yarışta çok geride kalacaktır.” dedi. 

“Silikon Vadisi’nin başarısı orada yaratılan ekosisteme bağlı”

Kaslowski, geçen ay TÜSİAD üyeleriyle San Francisco’da tesis ettikleri TÜSİAD Silikon Vadisi Ağı’nın programına katıldıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

“Teknolojik, finansal, hukuksal ve toplumsal boyutları ile son gelişmelerin nasıl muazzam bir hızla, yeni bir insanlık tarihi yazmakta olduğunu bir kere daha gözlemledik. Hiçbir başarı tesadüfi değildir. Silikon Vadisi’nin başarısı orada yaratılan ekosisteme bağlı. Bu ekosistem özgürlük, yaratıcılık, girişimcilik ve tolerans kültürü ile besleniyor. Örneğin Silikon Vadisi’nde kendi enerjisini, suyunu ve gıdasını üreten şehirlerin tasarımı tamamlandı; işin mühendislik kısmı bitti. Şimdi hukukçular ve sosyologlar üretilecek fazla kaynağın mülkiyetinin nasıl paylaşılacağını tartışıyor.

Küresel düzlemde, teknoloji dahil, enerji, ulaşım, güvenlik, dış politika alanlarında ülkemiz için somut bir gerçek var. Ülkenin pusulasını Avrupa Birliği’ne ayarlamak ve o yönde kararlı adımlarla ilerlemek… AB aday ülke konumunu elde ettiğimiz 1999 Helsinki Zirvesi’nin 20. yılında, Türkiye’nin bu yönelimden elde ettikleri gerçekten olağanüstüdür. Biz AB deyince ne anlıyoruz? Biz AB deyince öncelikle demokrasi, hukuk ve refah anlıyoruz. AB’ye uyum sağlamak aslında modern küresel bir standarda ulaşmak anlamına geliyor.”

Kaslowski, Türkiye’nin en önemli ekonomik partnerleri olan Avrupa Birliği ile ilişkilerde ilerlemeye ihtiyacın bulunduğunu ifade ederek, “Üyesi olduğumuz Brüksel merkezli Avrupa iş dünyasının temsil kuruluşu BusinessEurope yaptığı son açıklamada, bir kere daha, Türkiye’nin, AB süreci ve gümrük birliğinin güncellenmesine destek verdi. Bu alanda ilerlemek, Türkiye’ye bu çalkantılı dönemde son derece pozitif yansımalar getirecektir. Avrupa Birliği üyelik perspektifi ülkemize duyulan güveni ve yatırımcı ilgisini en güçlü ve kalıcı olarak artıracak unsurdur. Elbette her türlü işbirliğinde AB Gümrük Birliği dahil, milli çıkarlarımız ve tarafların tümünün kazanacağı düzenlemeler, anlaşmalar yapmak esastır.” şeklinde konuştu. 

Dünya Bankası tarafından Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik yapılan çalışmanın açık bir şekilde güncellemenin her iki tarafın ekonomisini olağanüstü olumlu etkilediğini ve tam üyelik perspektifini güçlendirdiğini gösterdiğini anımsatarak, müzakerelerin süratle başlaması için yaratıcı ve yapıcı yöntemlerin mevcut olduğunu, tarafların buna odaklanması gerektiğini söyledi. 

Kaslowski, bu çerçevede geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Reform Eylem Grubu’nun, AB yöneliminin somutlaştırılması bağlamında önemli bir adım olduğuna dikkati çekerek, “Temenni ediyoruz ki, bu toplantı sonucu ortaya çıkan tespit ve politikalar AB tarafından da karşılık bulur ve son dönemin en olumlu somut adımı atılmış olur. TÜSİAD olarak AB bünyesindeki tüm varlığımızla, hükümetimizin bu yöndeki adımlarını her zaman olduğu gibi desteklemeye devam edeceğiz.” diye konuştu. 

“Serbest piyasa ekonomisinden vazgeçildiği izlenimlerine izin vermemeliyiz”

Kaslowski, ekonomide güvenin önemine işaret ederek, şunları anlattı:

“Ekonomide güvenden ne anlıyoruz? Önce ekonomik model tercihimiz olmalı… Rekabete dayalı piyasa ekonomisi tercihi yapmış bir ülkeyiz. Serbest piyasa ekonomisinden vazgeçildiği veya yeni bir model arayışı içinde olunduğu yönünde izlenimlere izin vermemeliyiz. Ayrıca bu değerleri koruyan kollayan güçlü kurumlarımız ve tutarlı, somut bir planımız programımız olması gerekiyor. Bu programı etkili ve kararlı bir şekilde uygulamalıyız. Bugün bu güven unsurlarına çok ihtiyacımız var. Ekonomimizi doğrudan veya dolaylı etkileyebilecek tüm kurumlarımızda liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik en üst düzeyde sağlanmalıdır.”

Plan ve program ihtiyacının da ekonomik güven için olmazsa olmaz olduğuna dikkati çeken Kaslowski, “Geçtiğimiz yıl Yeni Ekonomi Programı açıklandı, geçtiğimiz günlerde ise Yapısal Dönüşüm Adımları açıklandı. Bu iki belge STK’ların da katılımıyla ilişkilendirilmeli, güncellenmeli ve detaylandırılmalıdır. Hangi yapısal reform alanı, hangi maliyete neden olacak, hangi göstergeye etki edecek, ne zaman sonuçlanacak ve hangi performans kriterleri uygulanacak gibi sorulara alacağımız yanıtlar programın itibarını güçlendirecektir.” diye konuştu. 

Yılbaşından bu yana kamu bankaları ağırlıklı, ciddi bir kredi genişlemesinin gerçekleştiğini belirten Kaslowski, şunları kaydetti:

“2017’de de aynı şekilde Kredi Garanti Fonu ile benzer bir uygulama yapılmıştı. O zaman da gündeme getirmiştik. Kredi genişlemesi, likiditeyi artırır, ekonomiye geçici bir rahatlama verir ancak ülkemizin net tasarruf düzeyi yükselmedikçe kredi genişlemeleri net borçluluk düzeyini artırmakta, ekonomiyi kırılgan hale getirmektedir. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda, dış borç hala yüksek, enflasyon henüz istenen seviyede değil, kredi mevduat oranları yüksek, rezervlerimiz düşük. Yeni şoklarla karşılaşmamak için hız, kapsam, içerik ve güven unsurlarına yönelik bütüncül bir program içine girmeliyiz.

Ekonomiyi güçlendirmek, finansal istikrar sorunumuzu çözmemiz ve rekabet gücümüzü artırmamız gerekiyor. Sermaye piyasaları, vergi, işgücü piyasası, eğitim gibi alanlarda reformların hızla başlaması gerekli. Bu reformlar orta vadeli sonuçlar doğuracak olsa bile kısa vadede güven arttırıcı etki yaratacaktır. Bu doğrultuda atılacak adımlarda ve ekonomi programının yürütülmesinde ekonomi yönetimimizi destekleyeceğiz.” 

“(Seçimsiz geçecek 4 sene) Yapısal reformlara odaklanarak yönetebilirsek Türkiye’yi kimse tutamaz”

Kaslowski, artan aşırı hava olayları, tarımsal verimdeki düşüş, denizlerdeki plastik kirliliği ve kuraklık gibi birçok olgunun sıklıkla yaşanır olduğunu belirterek, ekosistemin korunması ve iklim değişikliği ile mücadelenin harekete geçmek için uygun bir an beklenebileceği sorunlar olmadığını söyledi. 

Türkiye’nin yapacağı en doğru şeyin insana, gençlere güvenmek olduğunu  ifade eden Kaslowski, Türkiye’de 8 milyon üniversite öğrencisi bulunduğunu, Avrupa’daki pek çok ülkenin toplam nüfusundan dahi daha fazla olduğunu, ülkenin maddi kaynaklarını harcarken yapacağı tercihlerin büyük geri dönüşler getireceğini dile getirdi. 

Kaslowski, dijital dönüşümün tüm ülkeleri aşağı yukarı benzer sorulara kafa yormaya ve eyleme ittiğini, Türkiye’nin eğitim ve inovasyon göstergelerinde arzu edilen noktada olmadığını kaydetti. 

Tüm sektörlerin, aktörlerin, kurumların, verinin, eylemin ve yasal ortamın buluştuğu bir gelişim ve ilerleme ekosisteminin oluşturulması gerektiğini anlatan Kaslowski, şunları aktardı:

“Gençlerimizin geleceğini bu topraklarda hayal edebildiği, yarına umutla bakan bir ülke iklimini ancak bu şekilde oluşturabiliriz. Önümüzde seçimsiz geçecek olan dört sene, belirttiğim yapısal reformların hayata geçirilmesi için çok büyük bir fırsat. Tüm toplum kesimleri olarak siyasi farklılıkları bir kenara bırakıp Türkiye ajandasına, yapısal çözümlere odaklanmalıyız.

Bu dönem, ülkemize aynı 2003-2007 dönemi gibi, Türkiye’yi içinde bulunduğu ülke gruplarından ekonomik olarak pozitif ayrıştıracak, AB tam üyeliğine yaklaştıracak, bölgesel ve küresel ağırlıkta bir güç olma fırsatı veriyor. Bu dönemi polemiklerden uzak, tüm ülkenin hayrına olan yapısal reformlara odaklanarak, barış ve kardeşlik anlayışı ile yönetebilirsek Türkiye’yi kimse tutamaz.”