SON DAKİKA

Pınar Kaftancıoğlu: Hayallerinin peşinden koşanlara

Kadın Haberleri

Sorulur ya, “Çocukken bir hayaliniz var mıydı?” diye. Benim hayal kurmadığım günüm bile olmadı. “Büyüyünce o olacağım, bu olacağım” gibi değil ama… Daha çok “Onu yapacağım, o olmazsa bunu yapacağım” dedim hep

70’lerde geçen bir çocukluk benimkisi. Gözlerimi açtığım evin, ailemin rengarenk yapısı, aşkta buluşmuş anne – babamın ayrı kutuplardaki sohbetleri, onların hayalleri, anlatımları… Çok okuyan bir ailenin çok okuyan çocuğu olarak devam ettim bir zaman sonra. Yine hayaller, uçsuz düşler… O düşlerin kökü var bir de, tıpkı düşler gibi uçsuz bir toprak. Kars!

İstanbul’da doğmuş, İstanbul’da büyümüş, İstanbul’da para kazanmış bir kadındım ben. Bir de ait olduğum bir toprağım vardı babamdan, Karslıydım. Çok gittim geldim çocukken ve gençken; kafamda ilk düşler dönmeye başlamışken. Ama sonra büyüdüm ve bir kenarda bıraktım işte. Belki de bıraktığımı sandım.

On yedimde anne oldum. Anneliğin tanımsız ve tarifsiz bir gücü var. Az bir imkan vardı elimde ama kendimi ona her şeyi vermeye adadım. Çalıştım, çalıştım, hiç durmadan, yorulmadan taşı kırdım içinden çıkarttım. Yakamın bir rengi olmadı. En dipten en üste, her kademede vardım. Sonra otuz dördüncü yaşım, ikinci anneliğim, doğan kızım, onunla doğan endişelerim, “Artık yeter” deyişim, kenara çekilişim, kafamda yepyeni bir hayal; “Ek, biç Pınar; herkes hayal eder ya, sen korkma hiç, yap”.

Ne kararmış o… Hiçbir plan, hiçbir amaç, hiçbir hedef, hiçbir şey ama sahiden hiçbir şey yoktu aklımda. Bilirsiniz ya, biraz toprağım var, kendimce tarım yapıyorum miniminnacık, doğan kızım yesin, arttı biraz onu da göndereyim de arkadaşımın kızı yesin gibisinden şeyler söyledim ben. Dedim ve bir telefon, onun da arkadaşı istiyor. Bir telefon, öbürleri de istiyor ama onlar arkadaşım değil, “Bir fiyat koysun da Pınar, biz satın alalım” diyor. Bir işe döndü kendiliğinden. Hem de ne iş…

Adını kızımdan, İpek’ten alan İpek Hanım Çiftliği 10 yılı çoktan devirdi. 15’e koşuyor. Nazilli’de, Kars’ta ve Antakya’da yüzlerce hektar dikiyor. İki yüz kişilik koca bir aile, koca bir çark… Çarkın yararlanıcıları tarafında sayı 65 bin kişiye ulaştı ki basit bir “sepete tıkla, parayı öde, haydi güle güle” ilişkisi de değil aramızdaki. Bir okul gibi; öğretiyoruz birbirimize ve öğreniyoruz birbirimizden. Yediğimizi, içtiğimizi, hastalığımızı, sağlığımızı, çocuklarımızı, yarınlarımızı önemsiyoruz. Değiştirmek istiyoruz. Tarımda, hayvancılıkta, bütünüyle gıdada bir devrimin peşindeyiz. “Kıvılcım olsak yeter” diyorduk, artık ciddi ciddi ses getiriyoruz. Hollanda üniversitelerinden Amerika’nın Yale’ine; defalarca tez konusu olduk. “Bakın, böyle de olabiliyor” denilecek model olduk.

Sırrımız mı? Sırrımız yok... Temiz bir tarım yaptık, temiz bir iş yaptık, hilesiz çalıştık, söylediğimiz ne varsa “-mış gibi” değil; sahiden yaptık. Perdenin önünde ne varsa arkasında da o vardı. Biz de sonradan fark ettik; bu aslında insanların en önemli arayışıydı.

“Ne iş yaparsanız yapın” diyorum ben soranlara; onu ‘gerçekten’ yapın. İnanarak, hakkını vererek. Oradan kısarım buradan kazanırım planlarına hiç bulaşmadan, göz boyamadan, formüllere bavurmadan, dürüstçe, samimi biçimde, ama en iyi biçimde. Bir kökünüz, sizi siz yapan bir şey vardır mutlaka; mesele onu bulmak. Ona sarılmak. Onu ortaya çıkartmak. İş hayatı, özel hayat kavramları ortadan kalkıyor o an. Tek bir hayatınız oluyor, işiniz sizing yaşamınız, yaşamnız da işiniz oluyor. Mutlaka, mutlaka ama mutlaka karşılık buluyor.

Sevgilerimle,

İpek Hanım Çiftliği Kurucusu Pınar Kaftancıoğlu