SON DAKİKA

Galeries Lafayette'in dünyadaki 5'inci yatırımı İstanbul'da

Lifestyle Haberleri

Modaya yön veren ikonik Fransız perakende markası Galeries Lafayette, Demsa Group iş birliği ile Emaar Square Mall’da kapılarını açtı. Ulaşılabilir lüks konseptinde hizmet veren galerıes lafayette İstanbul, 400’den fazla markayı modaseverlerle buluşturuyor. Harvey Nıchols, brandroom, Galeries Lafayette Genel Müdürü Simge Telman, mağaza konseptini ve hedeflerini Platin’e anlattı.

Dalida Özatay Erus / [email protected]

Alışverişin dünya çapındaki ikonik adresi Galeries Lafayette (GL), İstanbullu modaseverlerle buluştu. Kadın, erkek, çocuk, dekorasyon ve iç giyim departmanlarında zengin marka seçkisi ile hizmet veren Galeries Lafayette, Türkiye’nin en geniş marka seçkisine sahip kozmetik departmanıyla da alışverişte yeni bir boyut açıyor. Harvey Nichols, Brandroom ve Galeries Lafayette Genel Müdürü Simge Telman, markanın İstanbul’daki yatırımının detaylarını anlatırken gelecek hedeflerini de paylaşıyor…

Galeries Lafayette’in Türkiye’ye geliş hikayesi nasıl gerçekleşti? Türk pazarından nasıl bir beklenti içindeler?

Fransa’da yaklaşık 60 mağazası bulunan Galeries Lafayette, sadece kendi ülkesinde kalmak istemeyerek uluslararası pazarda da yer almak istiyor ve Dubai, Jakarta, Pekin, Doha’dan sonra İstanbul’a gelmeye karar veriyor. Dolayısıyla markanın dünyadaki beşinci mağazası İstanbul’da açılıyor. İstanbul, Avrupa ile Asya arasındaki köprü, medeniyetlerin birleştiği bir şehir. Bir departman store’un kendini çeşitli kültürler arasında en güzel ifade edebileceği yer Türkiye… Harvey Nichols’ın da Türkiye’de yatırım yapma sebeplerinden biri buydu. Orta Doğu, Uzak Doğu ve Rusya’nın yakınlığı ile bir geçiş ülkesi olması önemli bir avantaj. Diğer yandan ülke olarak modaya ve yeniliklere olan ilgimiz, genç nüfusumuz ve ekonomik potansiyelimiz bu tip markaların dikkatini çekiyor. GL, Türkiye’nin insanını, kültürünü ve pazarını bilen bir ortak arayışına çıkıyor. Demsa’nın önceki uluslararası mağazacılık deneyimi onlar için en önemli bir örnekti. Görüşmeler ilk olarak 2010 yılında başlıyor. Bu görüşmelerde en önemli konu ise lokasyon seçimiydi. Potansiyelin olduğu, trafiğin kesiştiği bir noktada olmak ve belli bir metrekarenin verilmesi gerekiyordu. Tüm bu detayların buluştuğu yer ise Emaar oldu. Bu sürede Anadolu Yakası’nın gelişim göstermesi de etkili oldu. Son olarak da Emaar’ın da açılışa hazır olmasını bekledik.

İKİNCİ GALERIES LAFAYETTE BİR YIL SONRA


Galeries Lafayette'in İstanbul yatırımında hedefler ne yönde? Gelecekte nasıl bir büyüme planlanıyor?

Türk pazarından beklenti çok yüksek. Nüfustan ekonomiye potansiyeli yüksek bir ülkeyiz. Bu noktada da Galeries Lafayette'in beklentisi çok yüksek. Çünkü Avrupa ile Asya arasındaki son yeni nesil mağazası İstanbul. Onlar için de bu şehir çok önemli. Çünkü bu lokasyonla kendilerini daha çok tanıtabilecek. İstanbul’daki ikinci GL’nin de bir yıl sonra Vadi İstanbul’da açılması planlanıyor. 

GL'yi nasıl tanımlarsınız? Misafirlerine nasıl bir atmosfer sunuyor?

Galeries Lafayette dendiğinde akla ilk olarak kubbesi gelir. Paris’teki tarihi binanın kubbesi herkes tarafından biliniyor. Dolayısıyla markanın simgesi kubbesidir. Diğer mağazalarda da bu kubbe mutlaka bir şekilde uyarlanıyor. İstanbul’daki ise modern uyarlaması. Mağazanın dekorasyonunda Fransız tarzı dokunuşlar ile Türk motiflerini bir arada görmek mümkün. Paris ekibi ile bir arada çalışınca ortak bir söylemin yansıması olarak da tarif edebiliriz. Mağazanın ferah bir ortamı olmasına önem verdik. Geniş koridorlarda, gelen misafirlerimizin sıkılmadan, zevk alarak alışveriş yapmasını istedik. Sadece alışveriş değil, farklı şeyler de görsün istedik. Dekorasyonu yorucu yapmak yerine daha çok ürüne odaklansın istedik. Mağazanın yapısının yanı sıra personelle de bir bütün bu… Türkiye için iyi bir yatırım. Bu yatırımın yapıldığı dönemi düşünürsek; bu yatırımın büyük ve önemli olduğunu söyleyebiliriz. Kurların çok arttığı bir dönemde ve yaşadığımız bütün olumsuzluklara rağmen Demsa Group olarak bu yatırımdan vazgeçmedik. Aynı zamanda ülkemizin çok iyi yatırımlar yapabildiğini ve uluslararası yatırımların burada olduğunu göstermek de istedik. 

Kaç marka yer alıyor? Aralarında ilk kez Türk pazarına giren markalar var mı? GL’de Türk marka veya tasarımcılar yer alıyor mu? 

Yaklaşık 600 marka… Bu markalar arasında Türk markalar da yer alıyor. Bu bizim için çok önemliydi. Çünkü GL uluslararası bir marka ama bulunduğu ülkenin kendi tasarımcılarına mutlaka yer vermek istiyor. Aslında biz Demsa olarak Brandroom’la bunu başlatmıştık. Brandroom olarak her zaman Türk tasarımcılara destek olmak istedik ve yer verdik. Onlara bir zorluk getirmeden kendi tasarımlarını özellikle turist müşteriye sunmalarını istedik. GL, daha büyük bir mağaza olduğu için daha çok yer verme imkanımız oldu. Türk tasarımcılara destek olmaya devam edeceğiz. Çünkü bir tasarımcı için önemli olan sadece defile değil, aynı zamanda ürünün ticari bir kazanç getirmesi de gerekiyor. Onun için bir tasarımcıya yapabileceğimiz en büyük destek onun ürününü müşteriyle buluşturmak. Tekstilden parfüme yerli tasarımcıların ürünleri yer alıyor.

GL’nin bir de kendi markası ‘Private Label’ var… 

Evet, takım elbiseden bebek ürünlerine kadar geniş, güncel ve her yaşa hitap eden bir koleksiyona sahip. Kaliteden ödün vermeyen ve aynı zamanda ulaşılabilir bir fiyatla müşteriye sunuluyor. 

Bir açıklamanızda bazı parçaların Türkiye’de üretilmesini tavsiye ettiğinizi belirttiniz. Bu konudaki gelişmeler ne yönde?
Demsa Group olarak her zaman üretimimizin kalitesinden bahsediyoruz. Birçok ülkeye göre rekabet açısından son derece güçlüyüz. GL’de birtakım markaların Türkiye’de üretimleri mevcut. Biz de her zaman onları teşvik ediyoruz. Türkiye’de üretim yapmanın onlar açısından da pek çok avantajı var. 

İLK KEZ İSTANBUL’DA UYGULANIYOR

‘Personal shopping’ ve ‘Get ready in 30 minutes’ ile nasıl bir hizmet veriliyor?

Evet bu bir konsept… Şunu düşündük; İstanbul çok büyük bir şehir. Özellikle çalışan kadınlar için işten çıkıp bir yemeğe gideceği zaman-Emaar’ın üzerinde çok fazla ofis var. Ofisten çıkıp belki burada bir restoranda yemek yiyecek ama günün yorgunluğunu atmak için buradan alışverişinin ufak bir bedeli karşılığında ücretsiz bir şekilde saçının fönünü yeniliyoruz, makyajını tazeliyoruz, isterse de ojesini yeniliyoruz. Bu hizmetimiz de 30 dakikada tamamlanıyor. Bu bir ilk ve Fransa da bu projeyi çok yakından takip ediyor. Buradaki ilgiye göre bu projeyi Fransa’ya taşımayı planlıyorlar. 

Kariyeriniz boyunca lüks markalarla bir arada oldunuz. Lüks pazarı nasıl değerlendirirsiniz? Lüks tüketimde neler değişti? Bugünün trendleri neler?

18 yıldır bu meslekteyim. Aslında lüks insanın kendini iyi hissettiği, kullanmaktan, taşımaktan, içinde bulunmaktan kendini mutlu ve rahat hissettiği şeyler… Her segmentin de lüksünün markası ve ortamı başka… Dolayısıyla herkesin bir lüksü var aslında. Lüks, belli bir kesime ait bir şey değil. Her insan hayatının daha iyi olması için çalışır, idame eder… Gelir düzeyini ve yaşam standardını artırdıkça bir öncekinden biraz daha iyisini almak ister. Daha iyisi derken daha pahalı anlamına gelmez. Ama daha kalitelisi, daha iyisi veya daha pratiği de olabilir. Burada da kişinin lüks anlayışı devreye girer. O yüzden lüks, tüm krizlere rağmen büyümeye devam ediyor. Çünkü ne kadar kriz olursa olsun insanlar standartlarını iyileştirmek üzere çabalar. Bu da doğal bir süreç. Çünkü kimse geriye gitmek istemez. Gelişmekte olan bir ülke olduğumuz ve dünyadaki yenilikleri yakında takip ettiğimiz için Türkiye’de de lüks segmenti büyüyor.  

GL, Harvey Nichols ve Brandroom genel müdürü görevinizin yanı sıra TMD’nin de yönetim kurulunda yer alıyorsunuz. Kariyer geçmişinizden bahsedebilir misiniz? 

Aslında eski bir hikayesi var; 1991’de İngilizce öğrenmek üzere Kanada’ya gittim. Okuldan çıkıp her akşam yakındaki AVM’ye giderek buradaki Guess mağazasına giriyordum. Kendi kendime ürünleri inceliyor ve kombinler yapıyordum. Öğrenci olduğum için de alışveriş yapamadan çıkıyordum. Bu ziyaretim kesintisiz her gün oldu. Dönme vakti geldiğinde üzerimdeki para ile bir saat satın aldım ki, o saat halen duruyor. Bir de dergi alarak Guess’in ilanlarını koparttım. Yıl 2005’e geldiğinde Türkiye’de Guess’e 17 mağaza açmıştım. Bu hikayemi Guess’in sahibi Paul Marciano’ya anlattıktan bir yıl sonra bana ‘Passion Of Brand’ ödülünü verdiler. Üzerine iki ödül daha aldım. Aslında gıda mühendisliği eğitimi almıştım ama bu sektöre olan ilgim ağır bastı. İthalatta da çalıştım, mağazada çalıştım, ürün girişi yaptım, kasa aldım, fatura kestim, depoda çalıştım, showroom’da bayilere ürün sattım, yani işin mutfağında yetişerek geldim. Demsa Group’un da imkanları ile mesleğimde ilerledim. 

 İş ve özel hayatınızı nasıl dengeliyorsunuz? 

Bir işe tutku ile bağlıysanız özel hayatınızla işinizi bir şekilde dengeliyorsunuz. ‘Yapacağım’ demeniz gerekiyor. Kadın olarak birkaç şeyi bir arada yapma kabiliyetimiz var. Bunu kullanmak gerekiyor. Yaptıkça yapabilmek de insana dinamiklik katıyor.