SON DAKİKA

Altının yazıyla buluşması: Dolmakalem

Sanat Haberleri

Çok şey anlatıyor dolmakalemler. Bazen bir doktorun önlüğündeki mürekkep lekesi, bazen cepkenlerdeki statü, bazen de ticari ve yatırım malzemesi. Ama hiç durmadan dolu dolu anlatabiliyor, tüm kulak kesilmişlere İşte dolmakalemin akıcı hikayesi.

Yazı / Haldun Dursunoğlu

Çocukluğumun en değişmez hatırası, babamın gömleğindeki mürekkep lekesi ve annemin babama söylenmesiydi. Babam dolmakalem kullanırdı. Sadece evde değil, beraber pikniğe gittiğimizde dahi cebinden düşmezdi kalemleri. Hatta tasarruf zamanlarında, tutumlu olmadığı tek alan dolmakalemleriydi. Cazibesi vardı benim için de, çünkü babamın vicdanı rahat bir şekilde benim taleplerimi reddettiği tek alandı kalemleri. Şimdi bunu daha iyi anlıyorum.

Kalem, ilginç bir bağ. Her türlü bağlantının bir yerinde konumlanabilir yegane şey olabilir. Aklından ve ruhundan geçen tüm trafiği kağıda akıtmanın en kestirme şekli. Tabi ki her türlü güzelleme ve tarihsel süreçteki anlamlarını sayıp dökebilirim. Ancak şunu soruyorum kendime, sahi neden dolmakalem kullanıyoruz? Sorumun altında yatan mesaj basit bir izahla; maksat gaye yazmak da kalem bir araç mı, yoksa bazılarımız gibi kalem başlı başına bir amaç mı, bahusus yazma eylemi de işin eşantiyon zevki mi?

Eşyanın insanla bağlantısı birebir fonksiyon gibi gelir öteden beri. Herkesin kendine ait başkasına ait olmayan anlam dolu ehemmiyeti var. Kimi nikah defterine attığı imzanın sahibi kalemi, kimi büyük antlaşmaların, kimiyse savaşı veya barışı başlatan kalemleri anlamlı görür. Basit bir kalem neticede, deyip geçemiyoruz sanırım. Bağlantısı mühim diye.

Ama zaman çok değişti. Çağımızın sürat çağı olması hasebiyle her şeyde olduğu gibi anlamların tüketimi noktasında da hızlıca tüketime gidiyoruz. Kağıdın, kalemin, mürekkebin yerlerini dijitalleri almış olabilir elbette; ancak bunlar sadece tüketici ve son kullanıcı bireyler için geçerli bir sav. Bu global dönüşüm ise kalemi kağıdı daha niş bir sahaya konumlamış oldu. Tükenmez kalemin doğuşuyla başlayan bir süreç diyebiliriz bu devre. Akabinde ise dolmakalem başlı başına bir arzu nesnesi, hem de tüm yan ögeleriyle birlikte.

Tarih Serüveninde Dolmakalem

Tarih üzerinden dolmakalem değişimlerini okurken, fark ettiğim aslında, dolmakalemlerdeki değişimler üzerinden tarih okumaları yapmak daha anlamlı. Örneğin, mürekkeplerin hokkalarda olduğu dönemde mürekkep lekelerinden mustarip olan katiplerin icadı olmuş, akabinde seyyahların kolaylıkla not alabilmeleri için hokkası yanında bir nesneye dönüşmüş. Unutmadan, dolmakalemin mucidi de Mağripli Maad el Muiz.

19.yy dolmakalemlerin mobilite ve temizlik ihtiyaçlarına merhem olduğu dönem. Tüm inovasyonların dönemi bir bakıma. Batı bu çağda son derece girişken, dünyadaki birçok madenler ellerinde nitekim. Doğu ise sözlü sanat ve edebiyatta; başı dertten kurtulabilirse. Batının altınları ve daha sonrasında da çelikleri var. Yepyeni bir metayı yaratıyorlar; tarih 1820’ler. Dolmakalemin uçlarında kullanılan materyaller öncesi dolum sistemleri daha ehem arz ediyor.

İçine zerk edilen mürekkep akmamalı, taşmamalı ve sızmamalı. Ama sızıyor. Önce Waterman, sonra Parker ve ardından Sheaffer markaları tekamül peşinde. Bu dönemlerden bahsederken, cepkenlerde asılı bir dolmakalem gözümüzde canlanmasın. Klips bu dönemlerde yok. Hatta uzun yıllar boyunca kullanılmıyor. 1908’de Waterman markası akıntısız ilk kalemi üretiyor. İşte bu tarihten sonra kalemlerdeki tüm değişimler bize tarihin seyrini de anlatıyor. Dolum mekanizmaları bazen savaşta pilotların kullanımı açısından inove edilirken, bazen de uçların materyalleri değişiyor ekonomik hallerince. Kalem tasarımları, tam manasıyla kullanıcı dostu olmalı. Buna sanırım en açıklayıcı misali, Sheaffer’ın ve Pelikan’ın askeri personelin cepleri için tasarlanmış klipsleri olabilir.

Dolmakalemlerin Altın Çağı

O zamanlar daha çok altın uç tercihi var, velev ki çelik icat olmamış ilk zamanlarında dolmakalemlerin. Korozyon olmaması için aslında, zira mürekkebin akması her şeyden daha mühim. Fakat savaş dönemlerinde, ki hem birinci hem de ikinci dünya savaşı dönemlerinden bahsediyoruz, elde avuçta olan altın madenini kalemlerin ucuna yerleştirmek, bir çeşit akıl tutulması. Bu sebeple çelik ve cam uç kullanımının popüler zamanları. Savaş dönemleri dolmakalem için de bir ar-ge zamanı olmuş. İkinci Dünya Savaşı ise bir İngiliz kalemi, Parker 51 ile imzalanıp bitiriliyor. Yeni bir döneme rahatlık getiriyor. Artık çelik uçlar yerlerini, diğer kıymetli madenlere bırakıyor. En popüleri altın; korozyon ve esneklik açısından. 14, 18 ve 21 karat altın uçlar kullanılıyor artık kalemlerde. Yanı sıra paladyum, titanyum gibi kıymetli uçlardan da üretiliyor. Batı, ürünleri kullanım sahasına göre tasarlar ve kalemi meta kılarken, doğu daha başka bir dünyadadır. Yüzyıllardır yaptıkları süsleme bezeme sanatlarını 1950’lerde kaleme uygularlar ilk defa. Urushi, Maki-e, Raden ve İkakeji gibi geçmişin sanatını güne yansıtıyorlar. Kalemler, artık birer tablo, birer tuval oluyorlar. Estetik, Doğu’da asgari ihtiyaç.

Bugün artık sistem değişmiştir. Statü göstergesi haline gelmiştir dolmakalemler. Her türlü koleksiyon ürününe yapılan bir muameleye maruz kaldı. Alınıp satılan, ikinci el piyasalarında “mal” olarak konuşulduğu, bir tür ticari meta. Ruhu olmaktan çok, piyasası olan ve her yeni modelde fiyatı konuşulan sürüme göre yatırıma dönüşen bir metadan bahsediyoruz. Fiyatı olup ama kıymeti olmayan nice “mal” gibi. Oysa, kültür mirasının yansıması, bazen sanatın nesiller arası transferi. Hatta Kilk markasıyla ülkemizde de dolmakalem sevdalısı el emeği göz nuruyla kalem yapan sanatkarlarımız var. Ne güzeldir, elden ele geçen miras.

Cebinde babamın, hala eski bir dolmakalem duruyor, gömleğinde bazı da mürekkep lekesiyle. Yenisini almayı, hediye etmeyi teklif etsem de kendisine; babam, kalemin dostluğuna ve yoldaşlığına inanıyor. Yaşıyor ve yazıyor. Bense, parmaklarımda mürekkep lekesini severek taşıyorum. Bir nevi, hayata temasın izi, imi, imgesi.