SON DAKİKA

Acar Baltaş

Acar Baltaş

[email protected]

Medeniyetin cilası çok ince

"Nasıl bir his biliyor musun?

Oda geniş ama sığamıyorum

Kapı orada ama çıkamıyorum"

_Cemal Süreya

Şaire aşk acısı ve iç sıkıntısı yaşatan duygu, bugün Türkiye’de birçok evde egemen. Çünkü eşi ve benzeri yaşam deneyimimizde bulunmayan bir süreçten geçiyoruz. Ancak sanat hayatın yaşanmamış cephelerine ışık tutar ve yolumuzu aydınlatır. 

194? Oran / Cezayir

Albert Camus, öğrencilik yıllarımda, entelektüel olduğunu göstermek isteyen gençlerin kendilerini okumak zorunda hissettikleri ve okurken zorlandıkları bir yazardı. ‘Veba’, bu dönemde okuma listemde yer almış ancak alt metnini anlamamış olduğum bir kitaptı. Roman; 1940 yıllarının birinde Cezayir’in Oran kentinde yaşanan veba salgınını konu ediyordu. Kentin papazı, Tanrı’nın günahlarının bedelini ödemesi gerekenleri bu yolla aldığına inanıyor ve duruma karşı çıkılmasının nafile olduğunu, yapılması gerekenin  ise boyun eğmek olduğunu söylüyordu. Kentin doktoru ise bilimi ve direnmeyi temsil ediyordu. Zaman içinde masum çocukların da ölmeye başlaması vebaya direnişte tüm safları birleştiriyordu. Bu süreç içinde insanlar korkudan sadece fiziksel değil, duygusal bir uzaklaşma içine giriyordu. Camus için veba mikrobu insanların duyarsızlığını, bilinçsizliğini ve benmerkezciliğini; kısacası içlerindeki kötülüğü temsil ediyordu. Ona göre insanlar bu duygularını terk etmedikçe bu mikrop (bugün virüs) insanlık için tehdit olmaya devam edecekti. Salgın süresinde evlerine kapanıp dua eden ve tövbe eden ve farklı bir insan olmaya söz verenler, salgının bitmesiyle sokaklara dökülüp kutlamalara katılıyor ve hızla eski alışkanlıklarına dönüyordu. 

GERÇEK KRİZ

'Kriz', alışılmış yöntemlerle çözülemeyen durumlara verilen bir isim... İçinden geçtiğimiz süreç ise tarihte eşi ve benzeri olmayan ve bu nedenle de kıyas şansımızın olmadığı bir döneme işaret ediyor. Bu dönemi tanımlayacak kavramlar ise belirsizlik, karmaşa ve kararsızlık... Her türlü krizin en az zararla atlatılmasında üç kuruma güven büyük önem taşır: Bilim, medya ve kamu yönetimi... Ancak dünyanın her yerinde politikacılar derece derece bu güveni zedeliyor. Dolayısıyla bu üç kuruma güven ne ölçüde yüksekse, krizlerin niteliği ne olursa olsun, en az zararla geride bırakılır, yaralar sarılır ve hayat mümkün olan en kısa zamanda normale döner. Şimdi de Koronavirüs’ten sonra dünyanın asla eskisi gibi olmayacağını söyleyen pek çok kişi var. Böyle düşünenlerin haklı oldukları konular bulunuyor. Krizler bazı konularda uzun sürecek değişikliklerin hızla gerçekleşmesini sağlar. Bu değişikliklerin başında ise uzaktan /evden çalışma ile uzaktan eğitim geliyor.

EVDEN ÇALIŞMA VE UZAKTAN EĞİTİM

Evde olmak ve işe odaklanmak iki tarafı keskin bir kılıçtır. Bu hem kurumlar hem de çalışanlar için geçerlidir. Kurumlar açısından zorluk; birçok iş alanında ve şirkette çalışanın gerçek verimliliğini ölçmenin zorluğundan kaynaklanıyor. Bu nedenle çalışanlar ‘göz önünde ve el altında’, olurlarsa, işlerini yaptıkları varsayılır. Başta IT ve İK bölümleri olmak üzere, çalışanlar ve yöneticiler değişime uyum ve geleceğe hazırlık açısından bir sınav sürecindeler. Bu aynı zamanda moda kavram olan kurumsal ve yönetsel çeviklik açısından da bir test olarak değerlendirilebilir. Türkiye’deki bir bankanın yaptığı araştırma, gençler için bir gün evden çalışma imkanının, yüzde 20 ücret artışına tercih edildiğini ortaya koydu. İkinci büyük değişiklik ise uzaktan eğitim konusunda olacak. Uzaktan eğitim uzun bir süredir birçok özel okul ve devlet üniversitelerinin sınırlı ölçüde uyguladığı bir yöntem. Bu sistem, bugün bazı aksaklıklar yaşanmasına rağmen, günler içinde hayatın bir parçası oldu. Bu konuda esas sorun teknoloji değil, hoca ve yöneticilerin zihniyetinde yatıyordu. Zamandan ve mekandan bağımsız eğitim kaçınılmaz olarak kalıcı olacak ve eğitimin niteliği yükselecek.

BAŞKA NELER KALICI OLACAK?

Bu iki uygulamanın harekete geçirdiği bazı değişiklikler de birkaç yıl içinde gerçekleşecek. Örneğin, şirketlerde hiyerarşi zayıflayacak ve buna bağlı olarak geleneksel yönetim yapısı değişecek ve karar mekanizmaları da çeşitlenecek. Sınırlı da olsa evden çalışma, kadınların iş hayatındaki sayısını ve etkinliğini artıracak. Evi ve işi arasında tercih yapmak zorunda bırakılan birçok kadın, eğitiminin hakkını verecek ve potansiyelini kullanarak çalıştığı kuruma katkısını artıracak. Böylece üst yönetim kademelerinde de kadın sayısı yükselecek. Türkiye’de şirket iflasları ve nakit akışını yönetemeyen işletmelerin el değiştirmesi kaçınılmaz olacak. İşsizlik artacak, emeklilik sistemleri zorlanacak, yeni vergiler gelecek, gelir ve servetler küçülecek.

Dünyada ekonomik toparlanma zaman alacak. Ancak rezervi olan ekonominin lokomotifi niteliğindeki ülkelerde devletlerin sisteme akıttığı kaynak iki yıl içinde dengelenmeye imkan verebilir. Toplum psikolojisi perspektifinden bakıldığında önümüzde iki senaryo gözüküyor. 

İyimser senaryo: İnsanlar tüketim alışkanlıklarını sorgulayacak. Dayanışma, insani değerler, ihtiyacın ötesinde mal edinme ve lükse yönelme eğilimi zayıflayacak, doğaya verilen zararın farkındalığıyla çevreye saygılı olunacak.

Kötümser senaryo: Uzun süreli resesyon ve işsizliğin yol açtığı sosyal huzursuzluklar, demokrasisi kırılgan ülkelerde rejimlerin sertleşmesine, içe kapanma, ırkçılık ve ayrımcılığın artmasına yol açacak.

HER ŞEY ESKİYE DÖNDÜĞÜNDE TÖVBELER UNUTULACAK MI?

Gece yarısından iki saat önce, iki gün için ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında yaşanan izdiham, insanın bildiklerini dakikalar içinde unutarak kendini ve başkalarını tehlikeye atabildiğini gösterdi. Bir kere daha anladık ki, bilgi davranışı değiştirmiyor ve medeniyetin cilası çok ince. Eskiden kendine benzemeyenleri dışlayan ve onlardan uzaklaşan insanlar, herkesin birbirinden ve sevdiklerinden korktuğu bir dünyada

yaşamaya başladı. Dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyenler, yaşamsal tehlike ve birbirlerine bulaştırdıkları korku ortadan kalktığında, yukarda sıraladığımız sisteme dönük sınırlamaların ötesinde bastırılmış duyguların coşkusuyla eski alışkanlıklarına ve dünyaya zarar veren tüketim alışkanlıklarına geri dönecek ve Camus’nün 80 yıl öncesini anlattığı Veba romanında olduğu gibi bütün tövbelerini unutacaklar.

SONUÇ

Hayat değişimlerle dolu… Bu değişimleri yönetme biçimimiz bizi şekillendiriyor ve dönüştürüyor. Bu dönüşümün ne yönde olacağı ise herkesin özünde ve cevherinde var olan iyilik ve kötülük ikileminde, neyi beslediğine bağlı oluyor. Bütün okurlarımıza sosyal mesafelerini korudukları ancak uzaktaki aile üyeleri ve arkadaşlarıyla bağlarını ve ilişkilerini güçlendirdikleri sağlıklı günler dilerim.