SON DAKİKA

Murat Yeşildere

Murat Yeşildere

murat.yesildere@platinonline.com

Çin üzerine bir deneme…

Uluslararası çalışmalar, dünya nüfusunun 7 milyarı, Çin’in nüfusunun ise 1.5 milyarı aştığını raporluyor. Yani Çin tek başında dünya nüfusunun beşte birinden fazlasını oluşturuyor. Bu sebeple, dünya pirinç tüketiminin yaklaşık üçte birinin Çin’de yapıldığını duymak beni şaşırtmadı. Ancak Dünya Ekonomik Forumu’nun hesaplamalarına göre dünyada alüminyum tüketiminin yüzde 54’ünü, nikel tüketiminin yüzde 50’sini, bakır tüketiminin yüzde 48’ini, çinko tüketiminin yüzde 46’sını, çelik tüketiminin yüzde 45’ini, kurşun tüketiminin yüzde 40’ını, pamuk tüketiminin yüzde 31’ini, altın tüketiminin yüzde 23’ünü, mısır tüketiminin ise yüzde 22’sini Çin’in gerçekleştirdiğini öğrenmek şaşırtıcıydı. Ama daha ilginci ise yine Dünya Ekonomik Forumu rakamlarına göre dünya petrol tüketiminin sadece yüzde 12’sinin, doğal gaz tüketiminin ise sadece yüzde 6’sının Çin’de oluştuğunu öğrenmek oldu. Gerçi Pekin’de zaman geçirmiş birisi olarak kömür tüketiminin vardığı boyutları hava kirliliği üzerinden şahsen takip edebilme şansına sahip olmuştum.

Yukarıdaki veriler ışığında sadece metal veya gıda tüketiminde Çin’in ağırlığını görmenin geçen ay Çin’de yaşanan ekonomik sallantının dünyayı niye bu kadar endişelendirdiğini tek başına anlatmaya yeteceğine inanıyorum. Ağustos ayının ikinci yarısını Çin’de geçirdim. Bu nedenle Çin yönetiminin de ekonomik hassasiyete verdiği tepkiyi gözlemleyenlerden biriyim. Örneğin, bir kimya tesisinde yaşanan patlamanın ardından sosyal medyada ‘spekülatif’ yorumlar yapan 200’e yakın kişi gözaltına alındı. Sonrasında da Çin hükümeti içinde tutuklama ve hapis cezalarının da bulunduğu sert önlemleri içeren yeni bir sermaye piyasaları mevzuatını yasalaştırdı. Bunları takip ederken, bir anda hafızamda 1990’lı yıllarda Türkiye’de para ve sermaye piyasalarında yaşadıklarımız canlandı. 1994 krizi öncesinde döviz piyasasını regüle ederek, ani hareketleri önlemeye çalışan Merkez Bankası da zaman zaman güvenlik güçlerini kullanarak adım atıyordu. Haber ajanslarına ‘Merkez Bankası piyasaya müdahele etti’ haberleri düştüğünde, çoğu zaman Kapalı Çarşı ve özellikle de Tahtakale köşesine asayiş polisinin gelip zaman zaman coplarla ‘ayakçı’ döviz simsarlarını dağıttığını bilirdik. Sonrasında dövizin yavaş yavaş tekrar yükselmesinin de asayiş polisinin tekrar çekilmesi ve simsarların geri dönmesi anlamına geldiği yorumunu yapardık. Çin’de birkaç hafta geçirmeden önce de Çin’in azametini sorgulayanlardan biri değildim. Bu seyahatin sonrasında da büyüklüğünün perspektif hatasından kaynaklanabileceğini düşünenlerden değilim. Aslında uluslararası analistler arasında Çin’in ‘ürettiği rakamların ve raporların’ gerçeğin dışında olduğunu iddia edenlerin sayısı hiç de az değil. Çin’in dünyanın ağzını sulandıran yüzde 10’lara yaklaşan ekonomik büyümesinin de gerçeği yansıtmadığını söyleyenlerin sayısı da pek az değil. Aslında geldiğimiz noktada, bu iddialara inanmış olmak mı daha kötü, yoksa şu anda inanmamak mı?

Zira eğer Çin’in rakamları gerçeği yansıtmıyorsa, yani yukarıda Dünya Ekonomik Forumu’nun belirttiğine benzeyen rakamlar, kibar tabiri ile ‘sabunlanmışsa’, belki de Çin’in yavaşlaması, Amerikan dolarına karşı değer kaybetmesi, borsanın hızlıca çökmesi, dünyanın geri kalanına o kadar da büyük etki yapmayabilir. Ne dersiniz? Siz hangi tarafa ‘paranızı koyarsınız’?

Bu ayki yazımı Financial Times editörü Martin Wolf’ün Çin metaforu ile kapatacağım. Wolf’ün hangi tarafta olduğunu bilmiyorum ama tespiti; Çin’in bir kumarhane olduğu ve kumarbazların aşırı değerlenmiş çiplerini çok geç olmadan, satmak üzere kendilerinden daha aptal kumarbazlar aradıkları yönünde. Martin Wolf’ün yazdıklarına anlamlı bir cevap vermek için sanırım daha hâlâ erken ama sanki ‘çeyrek’ var.