SON DAKİKA

Murat Yeşildere

Murat Yeşildere

murat.yesildere@platinonline.com

Kazananlar ve kaybedenler

 

Harvard Üniversitesi’nin 2005 yılında Benjamin Friedman’ın “Ekonomik Gelişmenin Ahlaki Sonuçları” isimli eserini yayınlamasından bu yana 10 seneden fazla zaman geçti. Friedman, eserinde yaygın bir ekonomik gelişmenin beraberinde ahlaki gelişimin yanı sıra büyük fırsatlar, sosyal mobilite, adalet ve eşitliğe yönelik bağlılık ve demokrasi tutkusunu da getireceğini iddia ediyor. Yine aynı mantığı kullanarak Friedman, ekonomik kaybın artmasının, ahlaki kazançları da ortadan kaldıracağını öne sürüyor. Benjamin Friedman’ın eserini ve görüşlerini Tim Harford’un Financial Times Gazetesi’ndeki köşesinden öğrendim. ‘The Undercover Economist’ kitapları ile de tanınan Harford, Friedman’ın görüşlerini irdelerken, İngiltere’nin Brexit referandumunun sonuçlarına atıfta bulunuyordu. İlginç tespiti ise insanoğlunun ‘mutluluk tanımı’ etrafında gelişiyordu. Harford’a göre insanları mutlu eden iki unsur öne çıkıyordu… Ya eskiden olduklarından daha iyi imkanlara sahip olmak ya da çevrelerinden daha iyi olduklarına inanmak, bireyleri mutlu ediyor. Aslında Harford’un söylediklerini günlük hayatımızda her an etrafımızda görebiliyoruz. Gelişim en temel yaşam belirtisi… Bu yüzden de gelişim gösterememek bireyler için temel mutsuzluk kaynağı olabiliyor. Ama ne enteresandır ki, kendi yerinde sayarken, çevresindekilerin de ilerlememesi ya da hatta gerilemesi de bireyleri yani bizi mutlu etmeye yetiyor. Tim Harford daha da ileri giderek İngiltere’nin Brexit kararını yani Avrupa Birliği’nden ayrılmasını bu reflekse bağlantılandırmış. Avrupa pastasını büyütemeyen İngilizler, daha büyük bir dilim almanın mücadelesini vermeye başlamışlar. Kuşkusuz daha da düşündürücü olanı, Harford’un gelecekle ilgili tahmini… Zira ona göre ekonomik büyüme sağlayamayan birçok ülkenin kaderi BREXIT veya daha beteri olabilecek.

 

FARKLI PERSPEKTİFLER

 

Ekonomik gelişme ile ahlak arasındaki doğrudan ilişki sadece gelişen ülkelerde değil, gelişmekte olan ülkelerde de sonuca tesir ediyor. Bu saptama ile ilgili olarak farklı perspektif getirenler de olabiliyor. Örneğin, ekonomik gelişmenin büyüttüğü ekosistemin zaman zaman ahlaki çöküntüyü daha rahat saklayabildiğini iddia edenler olabiliyor. Ya da ekonomik daralmanın küçülen pastadaki sıkıntılı durumları daha net göstermesine imkân verdiğini iddia edenlerin sayısı hiç de az değil.

 

PEKİ YA TÜRKİYE?

 

Peki, Türkiye’deki durumu nasıl yorumlamak gerekiyor? İnancım, Türkiye’de ekonomik büyümenin ahlaki çöküntüye değil, demokrasiye duyulan istek, sadakat ve bağlılığı artırdığı yönünde. Bu sebeple de sanılanın aksine ekonomik gelişmenin demokrasiye ve demokratik haklara zararı değil, katkısı oluyor. Başka bir deyişle, son yıllarda olduğu gibi yaşanan ekonomik yavaşlamanın olumsuz etkileri arasına ahlaki çöküntüyü getirmesinin de eklenmesi gerekliliğine inanıyorum. Benzer çıkarımları ‘tersten’ giderek yapma imkânı da var tabii. Artan demokratikleşme, ekonomik gelişmenin hızlanmasında doğrudan katkı sağlıyor. Kazanan ise sadece birey değil, toplumun tamamı oluyor.