SON DAKİKA

Murat Yeşildere

Murat Yeşildere

[email protected]

Yeni normal

Haftalardır evlerimizden çalışıyoruz. Sadece biz de değil, küresel olarak pek çok kişi, çalışma yerlerini, şekillerini hatta zamanlarını değiştirdi. Benzer şekilde davranışları da değişti. Örneğin, online alışveriş hayatın her alanına girdi. Artık kimse dışarıda yemek yemiyor. Gördüğümüz her arkadaşımızın, dostumuzun, eline, boynuna sarılmıyoruz. Ekran karşısındakiler hariç, pek kimseyi de görmüyoruz. Covid-19 virüsünün dünyanın gündemini işgal etmesi sonrasında konuştuğumuz konular da değişti. Vaka sayısını, ölüm oranını, antibody testleri konuşur olduk. Bir de iki-üç cümlenin ardından, hemen yapıştırıyoruz, ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ saptamasını… Covid-19 sonrası dünyayı tasarlamaya henüz gelemedik. Zira bugün yönetilmesi gereken çok şey var hayatımızda… Bir de ‘yarın’ın ne zaman olduğunu bilmiyoruz; normalleşmenin başlangıç tarihini isimlendiremiyoruz. Aslında biri çıkıp dese ki, “1 Haziran’da, 1 Eylül’de hatta 1 Ocak’da geri dönüyoruz; başladığımız yere”, hayatlarımız ne kadar güzel olacak. Belirsizlik ortadan kalkacak; işte o an ‘yeni normal’in neye benzediğini konuşmaya, tartışmaya başlayacağız. 

YOLA ÇIKTIĞIMIZ YERDE OLMAYACAĞIZ

Benim neslim çok kriz gördü; yaşadığımız ülke nedeniyle deneyimlediğimiz iç/dış siyasi ve ekonomik krizleri saymakla bitmez. 2001 ve 2008’de iki büyükçe küresel ekonomik krizi, darbeleri, depremleri ve daha nicelerini gözümün önünden geçirdiğimde Covid-19’un sadece benim neslim için değil, insanlık için önemli bir kilometre taşı, önemli bir yol ayrımı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yüzden de, muhtemelen bir gün ‘normalleştiğimizde’, yola çıktığımız, başladığımız yerde olmayacağız. Örneğin, şu anda milyonlarca insan evden çalışırken, onların daha önce kullandıkları masalar, ofisler, plazalar boş duruyor; milyonlarca öğrenci uzaktan erişimle eğitimini sürdürürken, okullar, kampüsler, sınıflar, amfiler boş duruyor. Ofislerimizde, sınıflarımızda olmadan hayatımızı sürdürebileceğimizi öğrendikten sonra kaçımız tekrar o eski binalara benzer biçimlerde çalışmak, eğitim almak üzere geri döneceğiz? Bu durum gayrimenkul kiralarını ve fiyatlarını nasıl etkileyecek? Şehrin her yerini kaplayan bu kadar çok plazaya ihtiyaç duymaya devam edecek miyiz?

HAYATIMIZI DEĞİŞTİRECEK OLAN BİZİZ

Salgının en şiddetli vurduğu merkezler arasında iç içe şehir hayatının hakkını veren New York, Londra, İstanbul gibi metropoller ilk sıraları alıyor. Kutu kutu yaşam biçimlerini devam ettirmek kaçımızı cezbetmeye devam edecek? ‘Yeni normal’ dediğimiz o döneme geldiğimizde, evlerimizden çıkma cesaretini bulduğumuzda, kaçımız uçağa binebilecek? Kaçımız taksi yolculuğu yapmaya istekli olacak? Omuz omuza binilen metro, metrobüs ya da otobüs yolculuklarını saymıyorum bile… Dışarıda bir restoranda yemek yemek, iş veya tatil için otelde kalmak, büyükçe bir konferansa katılmak, sinemaya ya da tiyatroya gitmek ve daha niceleri… Bireysel tercihlerimizin değişeceği kesin de, bu değişim ne kadar uzun soluklu olacak? Bireyler ve toplumlar hemen her şeyi çok hızlı unutmaya meyilli. 11 Eylül terör saldırılarının ardından da “Bir daha kim uçağa binecek” diye birbirimize sormuştuk. Birkaç ayın ardından kimse hatırlamadı New York’un göbeğinde dev gökdelenlere çarpan uçakları ve içinde yanarak ölen yüzlerce insanı. Zaman her şeyin ilacı derler ya… Bazen sadece zamanın geçmesi, bazen de karşılaşılan baskılar insanları beklemediğimiz kadar hızlı ‘fabrika ayarlarına’ döndürüyor. Değişim olacaksa bu ancak hepimizin tercihleri ile olacak. Hayatımızı değiştirecek olan biziz. Covid-19 öncesi de öyleydi, Covid-19 sonrası da öyle olacak.