SON DAKİKA

Prof. Dr. Arzu Tektaş

Prof. Dr. Arzu Tektaş

Tedarik zincirlerinde pandemi dönemi ve sonrası

Uluslararası ticaret ve tedarik zincirleri, ticaret savaşlarının yarattığı belirsizlik ve riskleri yönetmeye çalıştıkları dönemde gelen pandemi ile de sıra dışı bir şoku deneyimliyor. Zincirler, Çin’den ara mal ve ürün tedarikinde oluşan problemlerin yarattığı küresel arz şokunun yanı sıra ülkelerin, sosyal ve iş hayatlarını kısıtlayan  önlemleriyle oluşan  bir talep şoku yaşıyor. Belki de doğru yaklaşım, bu süreçte riskleri yönetirken fırsatları da görerek kısa dönem ve sonrası için insani, toplumsal ve ekonomik gelişimi destekleyecek stratejiler üretebilmek… Pandemi çerçevesinde olası etki ve dönüşümler; küresel zincir stratejileri, tedarik sürekliliği, görünürlük, dijitalleşme ve zincir iş birlikleri çerçevesinde değerlendirilebilir.

TEDARİK ZİNCİRİ YAPILARI VE STRATEJİLERi GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

Son dönemlerde, ticarileşen ürün ve hizmetlerin sayısındaki hızlı artışın yanı sıra maliyet yönetimi gibi nedenlerle üretimin sınır ötesine taşınması ile tedarik zincirleri gittikçe daha da küreselleşti. Hammadde - ara mallar çeşitlenerek, ana tedarikçiler ile onların tedarikçileri arttı ve farklı coğrafi bölgelere dağıldı. Bu durum, pandemide bu çok katmanlı ve geniş tedarik ağlarının yarattığı riskleri görmeyi zorlaştırıyor. Diğer yandan, işletmelerin tedarik zinciri yapılarını ve stratejilerini özellikle küresellik açısından gözden geçirmeleri önem kazanıyor. Örneğin; dünyanın fabrikası olarak anılan Çin, önemli sektörlere ürün veya ara mamul sağlamakta lider konumda. Dünya maske üretiminin de yaklaşık yarısı Çin’de gerçekleşiyor. Pandemide bir süreliğine ülkedeki tüm maskelerin sadece Çin hükümetine satılma zorunluluğu gelince, Çin’deki yabancı firmalar ürünlerini ülke dışına gönderemediler. Ayrıca, sınır ötesi geçiş kısıtlamalarının yarattığı tedarik problemleri, dünya genelinde birçok işletmede üretime ara verilmesinin sebeplerinden biri oldu.

ESNEK VE ÇEVİK OLUNMALI

Bu gibi deneyimler, işletmelere tedarik ve üretimde maliyet düşürmenin yanı sıra sürdürülebilirlik gibi faktörlerin de önemini gösteriyor. Bunların sonucunda, işletmeler zincir yapılarında kısmen yerelleşmeye ve/veya alternatif zincirler oluşturarak çeşitliliği artırmaya yönelebilirler. Alternatif zincirler; üretim deneyimi, lojistik olanakları, düşük maliyet gibi avantajları olan gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeleri kapsayacak şekilde çeşitlenebilir. Halen, üretim ve tedarik kanallarını farklı bölgelere çeşitlendirerek riski dağıtan, daha esnek ve çevik tedarik zincirlerine sahip işletmelerin krize daha hazırlıklı oldukları söylenebilir. PwC’nin pandemi döneminde yaptığı bir araştırma, tedarik zinciri yapılarını değiştirmeyi düşünen işletmelerde artış olduğunu; bu en önemli üç konudan biri olsa da maliyetin öncelikli olduğunu gösteriyor.

DİJİTALLEŞME SADECE MALİYETİ DÜŞÜRMEK İÇİN DEĞİL, DAYANIKLI ZİNCİRLER OLUŞTURMAK İÇİN DE ÖNEME SAHİP

Pandemide önemi artan diğer bir konu ise tedarik zincirlerinin görünürlüğü, yani üretim, siparişler, sevkiyatlarla ilgili durum ve bilgilerin takip edilebilirliği. Görünürlük, zinciri uçtan uca izleyerek darboğazları ve tehditleri belirlemeyi ve zincir yapılarını bu doğrultuda iyileştirmeyi mümkün kılıyor. Görünürlüğü sağlayan en önemli araç ise dijitalleşme. Dijital teknolojiler tüm zinciri haritalamayı, zincir aktörleri ile ilgili veriyi ve bilgiyi gerçek zamanlı izlemeyi, paylaşmayı ve zincir içi iletişimi sağlıyor. Dijitalleşme sadece maliyet düşürmek için değil, kriz dönemlerinde tıkanıklıkları çözmek, işleri sürdürebilmek, sonrasında da dayanıklı zincirler oluşturmak için önemli. Örneğin yapay zeka gibi akıllı sistemler, zincirde sıra dışı bir sipariş oluşturulması durumunda, değişikle ilgili gerekçeleri veya oluşabilecek darboğazları belirleyebilir. Blokzincir ise dağıtık ve güvenilir yapısı sayesinde tarafların veri paylaşımlarını artırarak, operasyonel ve finansal süreç takiplerini kolaylaştırarak görünürlüğe katkı sağlayabilir. Dijitalleşmenin tedarik zincirlerine bir diğer katkısı da dijital pazar kanalları… Pandemideki karantina döneminde B2C e-ticarette talep artışı yaşanıyor, dijital pazaryerlerinin, sanalmarketlerin kullanımı yaygınlaşıyor.  Pandemide, özellikle gıda, ilaç vb. alımlar için mobil pazaryeri uygulamalarının kullanımının arttığı kaydediliyor. Farklılaşan alışveriş alışkanlıkları ile pandemi sonrası dönemlerde de bu tarz dijital iş modellerinin yaygınlaşarak devam etmesi ve pazaryerlerinin tedarik zincirlerine dahil edilme oranının artması olası görünüyor.  

ZİNCİR OYUNCULAR ARASINDAKİ DAYANIŞMA VE İŞ BİRLİĞİ HIZLA ARTABİLİR

Pandemi krizi ile tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalar yaşayan işletmeler açısından, zincir oyuncular arasındaki dayanışma ve iş birliğinin önemi de artabilir. Bazı hazır giyim markaları tedarikçilerle dayanışmalarını artırarak, önceki siparişlerinin tedariğini aynı miktar ve ödeme koşullarıyla yapmaya devam ediyor ve ortak çözüm geliştirmeye çalışıyor. Bazı süpermarket zincirleri, tedarikçilerinin ürün çeşitliliğini azaltarak yüksek talep ürünlere yoğunlaşmalarına, lojistikte kayıpların engellenmesine yönelik iş birlikleri geliştiriyor. Çeşitli pazaryeri işletmeleri de pandemi süresince iş ortakları olan satıcılardan komisyon almayarak dayanışma sergiliyor. Bu gelişmeler; cihazların birbiriyle etkileştiği akıllı teknolojilere ve akıllı süreçlere odaklanan Endüstri 4.0 ile birlikte; insan-cihaz etkileşiminden öte insan sağlığı, güvenliği, insanlar ve toplumlar için daha uygun ve sürdürülebilir yaşam oluşturulması gibi hedeflere odaklanan Toplum 5.0 olgusuna ivme kazandırır mı? Bunu zaman gösterecek. 

SÜREÇ İYİ YÖNETİLMELİ VE FIRSATLAR DEĞERLENDİRİLMELİ

Pandemi işletmeler ve tedarik zincirleri için yaşamsal bir deneyim. İlk aşamada, zincirin sürdürülebilirliği, kriz yönetimi için zincir görünürlüğü, tedarik kanallarının çeşitlenmesi, zincir içi iş birlikleri gibi parametreler öne çıkıyor. Tedarik zincirlerinde küreselden bölgesele ve yerele doğru hareketlilik artabilir. İşletmeler zincirlerini çeşitlendirerek küresel ve yerel zincirlerden oluşan hibrid modeller geliştirebilirler. Üretimde iş gücü sürekliliği ve yerel üretime geçişteki maliyet artışını dengelemek açısından otomasyon ve robot kullanımında artış görülebilir. Tedarik zincirlerinde Çin’in payı azalarak gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerin de zincirlerde yer alma oranı artabilir. Sonuç olarak muhtemelen bazı işletmeler tedarik zincirlerinde radikal değişiklikler yapmaksızın krizin geçmesini beklerken bazıları da bu dönüşümleri gerçekleştirerek,  dayanıklı zincirler oluşturmaya yönelecek. Pandemi dönemi iyi yönetilir ve fırsatlar değerlendirilirse, kriz döneminde ihtiyacı hissedilen zincir içi iş birlikleri ve dayanışmanın kalıcı olarak işletmeleri daha kapsayıcı, paylaşımcı tedarik zinciri yapılarına götürmesi gerçekleşebilirse, bu durum salgının önemli kazanımlarından biri olacak.